Bebeklerde gelişim dönemi özellikleri nelerdir?

Bebek gelişim basamakları ve özellikleri nelerdir?

BEBEKLİK YILLARINDA GELİŞİM

1. Fizyolojik Gelişim

İnsan yavrusu dünyaya geldiği zaman, gerek beden yapısı, gerekse duygu ve düşünce yönünden yetişkinlerden çok farklı olduğu çok açık bir gerçektir. İşte bu ilk yıllardaki gelişim özelliklerini ana çizgileriyle ele alarak bir fikir sahibi olmaya çalışacağız.

">

a. Duyusal gelişim

Yeni doğmuş bebekler, zamanlarının çoğunu uyumak, beslenmek ve ağlamakla geçiren çaresiz yaratıklar olarak görünürler. Fakat son zamanlardaki araştırmalar, yeni doğmuş bebeklerin çevrelerine çok açık olduklarını göstermektedir. Bebek, doğuştan itibaren duyu organlarının hemen hemen mükemmel bir işleyişine sahip bulunmaktadır.

Dokunma ve ısı duyuları doğuşta, diğerlerine oranla oldukça iyi gelişmiştir. Bebekler, süt sıcak olduğunda içmeyi reddederler. Aynı zamanda çevre ısısına da duyarlıdırlar. Bebeklerde koklama ve tat alma duyusu da oldukça gelişmiştir. 1-2 günlük bebekler bile, tat farklılıklarını fark edebilirler. Tuzlu, acı ya da belirgin bir tadı olmayan sıvılara oranla tatlı sıvıları çok daha fazla tercih ederler; hatta tatlılık derecesini dahi ayırt edebilirler. Yeni doğan bebeğin kulağı çok geniş bir ses bandına tepkide bulunabilir. Gerçekte bebeğin en fazla duyarlılık gösterdiği ses insan sesidir. İnsan sesindeki perde ve şiddet değişikliğinin farkına varabilen bebek, kısa bir süre içinde annesinin sesiyle yabancı birinin sesini ayırt edebilir. Görme duyusu doğuşta tam anlamıyla gelişmemiştir. Yeni doğmuş bebekler, doğduktan hemen sonra gözleriyle hareket eden bir nesneyi izleyebilirler ve nesnelerin genel hatlarını algılayabilirler. Ancak, görme keskinliği zayıftır: yaklaşık 2-4 aylık olmadan, nesneleri net bir biçimde göremezler. Doğumla gelen bu özellikler üzerine bebekler, algılama ve hareketle ilgili yeni beceriler öğrenmeye başlarlar. Şimdi ilk yıllarda bebekte gözlenen algı ve hareket gelişimine bir göz atalım.

">

b. Algısal gelişim

“Algı”, organizmanın o andaki yaşantısı sırasında edinilen duyusal bilginin beyin tarafından örgütlenip yorumlanması anlamına gelir. Yeni doğmuş bebekler gerekli algısal süreçlerden bir kısmına sahiptir. Ancak birkaç yıl içinde algıda çok hızlı bir gelişme görülür.

Biçim algısı, şekilleri tanıma ve ayırt etme yeteneği doğuşta mevcuttur. İki-üç aylık bebekler diğer şekillere oranla özellikle insan yüzüne bakmayı tercih ederler. Acaba bebeklerde derinlik algısı var mıdır? Bu soru genelde olumlu olarak cevaplandırılmaktadır. Hareket etmeye (emeklemeye) başladıkları andan itibaren bebeklerin derinlik algısına sahip oldukları sanılmaktadır.

Algı ile ilgili bir diğer konu dikkattir. Yeni doğmuş bebekler nelere dikkat etmektedirler? Aslında bu durum çocuk geliştikçe değişmekle birlikte, başlangıçta basit uyarıcılar ve yanıp sönen ışıklar çocuğun dikkatini çekme konusunda etkilidir. Ancak 8. haftadan sonra bebekler çevreleri hakkında bilgiler edinerek gelişme gösterdikçe, bazı yeni olaylar dikkatlerini çekmeye başlar. Zihinsel örgütlenmedeki değişmelere bağlı olarak dikkatte artma ve azalmalar görülür. Çocukların karşılaştıkları nesneleri dikkatle izlemelerinde görülen değişiklikler bize onların yaşadıkları dünya hakkındaki düşüncelerinde olan değişmeleri göstermektedir.

image">image

c. Hareket gelişimi

Doğuşta bebek, özellikle beslenmeyle ilgili bazı reflekslere sahiptir. Emme refleksi son derece güçlüdür. Öyle ki, emecek bir şey bulamayan çocuk parmağını emer.

Daha sonra, psiko-motor yani hareket gelişimi ile birlikte elleri ve parmakları kullanma, oturma, ayakta durma, emekleme ve yürüme becerileri sırayla kendisini gösterir. Genel olarak bu beceriler, olgunlaşmayla birlikte kendiliğinden gerçekleşir; ancak bazı alıştırmalar bir dereceye kadar hareket gelişmesine yardım edebilir.

Hareket gelişiminde çocuğun izlediği sıranın evrensel olduğu, yapılan çok sayıda araştırmayla ortaya konmuştur. Hangi ırktan, milliyetten olursa olsun, hangi iklim kuşağında büyürse büyüsün her çocuk, hareket gelişimindeki aşamaları sırayla takip eder.

">

2. Bilişsel Gelişim

“Biliş” (cognition) terimi, dünyayı öğrenme ve anlamayı içeren zihinsel faaliyetler anlamına gelir. Biliş kelimesi, düşünme ile yakın anlamlıdır. Çocuklar yetişkinler gibi düşünmezler. Onların kendilerine özgü bir dünya görüşleri vardır.

Dünyaya gözlerini açan her insan yavrusu, içine doğduğu dünyayı anlama çabasını sürekli bir biçimde sürdürür. Çocuklar, nesneler ve insanlarla karşılaşmaları aracılığıyla dünyayı anlamlandırmayı öğrenirler. Basitten başlayıp. gittikçe karmaşıklaşan bir zihinsel düzen geliştirerek, çevrelerine uyum yapmayı becerirler.

İsviçreli psikolog J. Piaget (1876-1980) çocukların bilişsel gelişimi üzerine çok yoğun araştırmalar yapmıştır. Yıllarca süren dikkatli gözlemler sonucu, çocukların dünya üzerine düşünme ve akıl yürütme yeteneklerinin olgunlaştıkça nasıl farklı aşamalardan geçtiği üzerine bir teori geliştirmiştir. Şimdi bunu ana hatlarıyla tanımaya çalışalım.

">

a. Duyusal-hareketsel dönem (sensory-motor stage)

Doğumdan itibaren iki yaşına kadar olan süreyi içine alan bu dönemde bebek, hareketleri ile bu hareketlerin sonuçları arasındaki ilişkileri keşfetmekle uğraşır. Bebek ilk önce duyularını kullanmayı öğrenir. Bunun ardından, bir yaşına doğru hareket yetenekleri gelişir; iki yaş başlarında ise duyularıyla hareketleri arasında eşgüdüm halinde bir işleyiş imkânı ortaya çıkar. Böylece maksatlı hareketler yapmayı başarır.

Bu dönemin başlangıcında bebek kendisini öteki nesnelerden ayırt edemez. Sayısız deneyle birlikte bebek, dış dünyadan ayrı bir “kendilik” (self) kavramı oluşturmaya başlar. Önceleri bebek için nesne ancak kendi görsel alanı içindeyken vardır. Nesne ortadan kaldırılınca yok olduğunu, artık var olmadığını düşünür. Bir nesnenin, duyularla algılanmadığı zaman da var olmaya devam ettiğini (nesne değişmezliği) bebeğin keşfetmesi ancak bir yaşına doğru mümkün olur. İki yaşına doğru bebek, dış nesne ve olayların iç temsilcilerini (internal represantation) geliştirmeye başlar. Nesnelerin sürekli olduğunu ve göz önünden kaldırılınca bile var olmaya devam ettiklerini anlayan çocuk, bu nesneyi bir süreçle temsil etmeye başlar. Böyle bir temsil süreci, kavram ve dil gelişiminin başlangıcını oluşturur.

image">image

b. İşlem öncesi dönem (preoperational stage)

Piaget, bilişsel gelişimin 2-7 yaş arası evresine “işlem öncesi” adını vermiştir. Çünkü çocuk henüz bazı kuralları ya da işlemleri anlamaz, mantıksal olarak düşünemez. “İşlem”, bilgiyi bir alandan bir öteki alana aktarmak için sabit zihinsel bir yoldur ve tersine çevrilebilir. Her işlemin mantıkî bir karşıtı vardır. Bir daireyi dört eşit pasta dilimi şeklinde bölmek bir işlemdir, çünkü süreci ters çevirebilir ve parçaları birleştirerek bir bütün elde ederiz. Üç sayısının karesini alarak dokuz elde etmemiz kurallı bir işlemdir, çünkü işlemi ters çevirebilir ve dokuzun karekökünü alarak üç elde edebiliriz. Bu safhada çocuğun bu tür kuralları anlayışı zayıftır. Piaget bu eksikliği “korunum ilkesi”nden yoksunluk olarak tanımlamıştır. Korunum ilkesini kazanmış bir birey herhangi bir nesnenin şeklinin ya da uzayda değişik şekillerde yerleştirilmesinin etkisi altında kalmaksızın o nesnenin aynı kaldığını anlayabilir.

Çocuklar 1,5-2 yaşına geldiklerinde dili kullanmaya başlarlar. Kelimeler simge olarak nesneleri ya da nesne gruplarını temsil edebilirler. Bir nesne de bir başkasını temsil edebilir. Böylece 3 yaşında bir çocuk oyun oynarken bir değneğe binerek odada dolaşabilir; tahta bir küp araba olabilir, bir oyuncak bebek anneye öteki bir bebeğe dönüşebilir. Bir çocuk hayali arkadaş icat ederek, bu hayali arkadaşı evine davet eder, beraber yemek yer. Böylece çocuklar son derece canlı, fakat tehlikesiz bir macera hayatı denemeye başlarlar. Bu sembolik, hayali ve oyun tarzı maceralar sayesinde çocuk yavaş yavaş gerçek hayata hazırlanır.

">

c. Somut işlemsel dönem (concrete operational stage)

7-11 yaşları arasındaki çocuklarda mantıksal düşünme başlar. Ancak bu dönemde sorun çözülmesi somut nesnelere, burada ve şimdi gibi anlık durumların oluşmasına bağlıdır. Bu devrede çocuk yeni ve son derece etkin zihinsel beceriler geliştirir: bir olayı öteki insanların gözünden görmeye başlar. Değişen duyumsal verilerin ötesinde bir “değişmezlik” kavramına ulaşır. Bir sınıfa ait nesnelerin, başka bir sınıfın alt dizisi olabileceğini anlar. Meselâ, köpekler hayvanlar dizisini oluştururlar. Daha önceki devrede ancak nesnelere dokunarak gerçekleştirebildiği sınıflama sürecini zihninde sembolik olarak yapabilir. Cinsiyet rollerinin değişmezliğini, kadın-erkek kavramını anlar. Gerçek dünya ile hayal dünyası arasındaki farkı da kavramaya başlar.

">

d. Soyut işlemsel dönem (formal operational stage)

12 yaşından itibaren başlayan bu devre, bilişsel gelişimin son aşamasıdır. Mantıksal düşünmenin yetişkinler seviyesine ulaştığı dönemdir. Bu devrede çocuk, semboller düzeyinin ötesine geçerek düşünce düzeyine ulaşır. Belli bir sorunu çözebilmek için değişik varsayımlar geliştirir ve her varsayımı birer birer dener. Soyut düşünür, genellemeler yapar ve soyut kavramları kullanarak bir durumdan diğer duruma geçebilir.

Bazı araştırmacılar gelişimin daima düzgün ve ardışık bir sıra içinde ilerlemediğini ve bir çocuğun Piaget’nin önceki dönemlerinden geçmeksizin sonraki bir gelişim dönemine ulaşabileceğini ve onunla ilgili görevleri yapabileceğini iddia etmektedir. Sonuç olarak bu kuram bize bilişsel gelişimin şematik bir haritasını vermekle birlikte bir çocuğun ilgileri ve deneyimleri, televizyon izleme de dâhil, bilişsel gelişimi etkileyebilmektedir.[Morris, Psikolojiyi Anlamak, s. 355-356.]

">

3. Sosyal Gelişim

Diğer insanlarla olumlu ilişkiler kurmak, karmaşık toplumsal dünyamızdaki en önemli uğraşlarımızdan birisidir. İlk sosyal temaslarımız, bize bebekken bakan insanla(genelde anne ile) olur. Bebeğe bakan kişinin, onun ihtiyaçlarına cevap verme tarzı -sabır, şefkat, sıcaklık, acıma ve ilgi ya da sert, ilgisiz ve az duyarlılık gösterme- çocuğun diğer insanlara karşı olan tutumunu etkiler. Birçok psikolog, bir kişinin başkalarıyla ilişkilerinde çok önemli bir rol oynayan “temel güven duygusu”nun hayatın ilk yıllarındaki deneyimlerle belirlendiğini kabul eder.

Hayatın başlangıcında görülen ilk toplumsal davranış, bebeklerin annelerine olan bağlılığıdır. Bu bağlılığın uyum sağlama yönünden değeri çok büyüktür. Annesine bağlanan bebek ona yakın olur, böylece hem beslenir hem de çevreden gelebilecek olumsuz etkilerden korunur. Ancak bebekler büyüdükçe anne ye bağlılıkları hep aynı kalmaz; çevrelerini araştırmak için ondan koptukları da olur. Böylece ilk toplumsal davranışların gelişim süreci, anneye bağlılık ve ondan kopma şeklinde kendisini gösterir.

image">image

a. Bağlanma

Bebeğin belli kişilere yakın olma ve kendini onların yanında daha güvenli hissetme eğilimine bağlanma denir. Yeni doğmuş bebeklerin anneye bağlılığı; ona yakın olması, sarılması ve anneyi devamlı bir şekilde izlemesi ile açıkça görülebilir. Hayvan türlerinde de yavruların annelerine farklı yollardan bağlandıkları bilinmektedir. Anneye gösterilen öğrenilmemiş, yaratılıştan gelen bir donanıma dayalı bu ilk davranışların uyum sağlayıcı bir değeri olduğu açıktır. Acaba bu bağlılığın arkasındaki temel sebep nedir? Başlangıçta psikologlar, anneye bağlanmanın ardındaki nedenin, bir yiyecek kaynağı olarak annenin bebeğin en temel ihtiyaçlarından birini karşılaması olduğunu düşünüyorlardı. Ancak yapılan araştırmalar bunun doğru olmadığını ortaya koymuştur. Dokunmanın verdiği rahatlık ihtiyacının, hayatın başlangıcında, yeni doğmuş bebeklerde anneye olan bağlılığı güdüleyebileceği yönünde deliller bulunmuştur.

Bebekler altı ay dolaylarında annelerini tanımaya, başkalarına kıyasla ona daha çok bakmaya, ona yönelip takip etmeye, dokunmaya başlarlar. Bu aylardan sonra bebeğin anneye olan bağlılığı güçlenir ve 12-18 aylar arasında en güçlü halini alır. Ancak bağlanmanın niteliği, annenin bebeğin ihtiyaçlarına ne oranda cevap verdiğine bağlı olarak değişmektedir. Yapılan gözlem ve araştırmalar, annenin bebeğe olan ilgi ve tutumuna göre üç farklı bağlanma ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur. Bu bağlanma türleri, güvenli bağlanma, güvensiz bağlanma ve gerilimli-kaçınıcı bağlanma olarak adlandırılmıştır. Güvenli bağlılık gösteren bebeklerin anneleri, bebeklerinin ihtiyaçlarına daha fazla karşılık verir, daha fazla sosyal uyarım sağlar(çocukla konuşup oynar) ve daha fazla sevecenlik gösterirler. Güvensiz bağlanma, daha çok bebekliğin ilk yılında duyarsız ya da çocuğa karşılık vermeyen anne tutumlarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Güvensiz bağlanan bebeklerin anneleri genelde, çocuktan gelen sinyallerden çok, bebeğe kendi arzuları ve duygulanmalarına bağlı olarak karşılık verirler. Meselâ, bebeğin ilgi için ağlamasına, bebeği kucaklamak istediklerinde karşılık verirken, başka zamanlarda göz ardı ederler. Güvensiz bağlanmış bebekler anneyle buluştuklarında kaçınma davranışı ya da yaklaşma-kaçınma davranışı gösterirler. Gerilimli-kaçınıcı bebeklerin anneleri yakınlık gerektiği zaman tutarsız biçimde mevcut olurlar ve bebeklerin sinyallerine duyarsızdırlar ve uygun olmayan zamanlarda sokulganlaşırlar. Onlar bebeklerinin kendilerine yakınlaşma teşebbüslerini genelde reddetme ve büyük oranda bebekleriyle fiziksel temastan kaçınma eğilimi taşırlar.

İlk bağlanma örüntüsünün, bebeğin daha sonraki birkaç yılda yeni deneyimlerle baş etme şeklini etkilediği söylenebilir. Daha güvenli bağlanmış çocukların, sonraki yıllarda yeni deneyim ve ilişkilerle başa çıkmada daha donanımlı olduğu görülmektedir. Güvenli bir bağlılık ilişkisinden yoksunluğun ilerisi için olumsuz sonuçlar doğurabileceği kabul edilmiş olmakla birlikte, güvenli bir bağlılık ilişkisine sahip olmanın, insanı sonraki hayatında karşılaşabileceği güçlüklere karşı daha dirençli kılabileceği tam olarak doğru değildir. Meselâ, çok mutlu bir çocukluk geçirmiş olan kimseler, sevdiği bir yakınını kaybetme ya da bir başarısızlık sonucu intihara yönelebilmektedirler.

image">image

b. Kopma

Çocukların anneye bağlılık gösterdikleri dönem, çevreyi tanıma yeteneklerinin de geliştiği döneme rastlar. Çevreyi araştırmak için anneden kopup ayrılmaları gerekmektedir. Bu nedenle 40 haftalık bebeklerin temel sosyal sorunlarından birisi, bağlılık ve kopma arasındaki çelişkiyi çözebilmektir. Bebekler anneye bağlılık gösterirler, çünkü çevreyi bir süre araştırdıktan sonra sığınabilecek, dönebilecekleri tek güvenli dayanak annedir. Eğer anne çocuğun yanında değilse veya etrafta yabancılar varsa, kopma ve araştırma davranışında azalma görülür. Eğer anne çocuğun yanında ise, çocuk ilginç çevreyi araştırmak için onu terk eder. Çocuklar çevreyi ilginç buldukları oranda bu araştırma davranışı artacak ve anneden ayrı geçirilen süre uzayacaktır. Yabancıların ve korku uyarıcılarının bulunmadığı çevrede, çocuk uzun süre anneye fiziksel olarak yakın olma ihtiyacı duymaksızın, onu uzaktan görmekle yetinebilir. Kısacası, birinci yılın sonlarında bebeklerde korku yaratan durumlarda bağlılık, diğer durumlarda ise kopma eğilimi hâkim olmaktadır.

image">image

c. Başkalarıyla olumlu ilişkiler

İlk yıllardan itibaren çocuk çevrede hareket etmeye ve buna bağlı olarak birçok insanla karşılaşmaya başlar. Acaba çocuk karşılaştığı bu insanlara nasıl davranacaktır? Başka bir deyişle onlarla işbirliği mi yapacak, yoksa saldırgan bir tepki mi gösterecektir? Bu büyük ölçüde çocuğa sağlanan sosyal öğrenme yaşantılarına ve örnek olarak gördüğü modellere bağlıdır.

Çocuklar büyüdükçe davranışlarının şekillenmesinde anne babalarının ve diğer çocukların etkileri giderek fazlalaşır. Aynı zamanda toplumsal davranışların gelişimi, büyük ölçüde çocukların birtakım özel yaşantıları tarafından tayin edilir. Bireysel yaşantıları sırasında çocuklar hem yardımseverlik, işbirliği elseverlik gibi olumlu davranışları hem de saldırganlık davranışlarını kazanırlar.

Yardımseverlik ve paylaşma gibi davranışlar, ilk yaşlardan itibaren taklit, sosyal öğrenme ve modeli örnek alma yoluyla yerleşmeye başlamaktadır. Ortada bir model olduğunda ve çocuğa ne yaptığını açıkladığında, olumlu toplumsal davranış çocuk tarafından örnek alınmaktadır. Modelin yetişkin olması da gerekmez; başka bir çocuk da model olarak alınabilir. Ödül alma sonucu olarak da çocuklar olumlu toplumsal davranışları öğrenebilirler. Ayrıca yetişkinlerin tutumları, çocuklarda görülen paylaşma ve yardım etme davranışını çok kuvvetli bir şekilde etkileyebilmektedir. Yetişkinler, çocukların olumlu toplumsal davranışlarını çoğunlukla onaylar ve gülümsemeleriyle hoşlandıklarını belirtirler. Böylece çocuklar onaylama ve gülümsemenin ödül anlamı taşıdığını öğrenirler. Bu nedenle anne babalarının ve hayatlarında önemi olan diğer kişilerin onayını alabilmek için çocuklarda olumlu toplumsal davranışları gösterme çabası artar.

image">image

d. Başkalarıyla olumsuz ilişkiler

Başkalarıyla olumlu ilişkiler kurabilmek için çocuklar, saldırganlık eğilimlerini engelleyip, onları uygun zamanlarda ve toplumun onaylayacağı bir biçimde ifade etmeyi öğrenmek zorundadırlar. Ana baba gösterdiği davranışlarıyla çocuklarındaki saldırganlığın artmasına ya da azalmasına neden olmaktadır.

Bir istek ve arzunun engellenmesi, saldırganlık davranışının ortaya çıkmasına neden olabilir. Eğer çocuk bir şey ister ve herhangi bir sebeple onu elde edemezse saldırganlık davranışı gösterebilir.

Öğrenme ve modeli örnek almanın, olumlu sosyal davranışların gelişiminde olduğu gibi, saldırganlık üzerinde de önemli bir etkisi vardır. Saldırganlık davranışı ödüllendirildiği zaman, tekrar ortaya çıkma ihtimali artar. Bunun yanında, belli bir durumda öğrenilmiş saldırganlık davranışı, başka durumlara da genellenip yayılabilir.

Ana babalar aynı zamanda çocuklar için saldırganlık modeli de olabilir. Saldırganlığın öğrenilmesinde modeli örnek alma en etkili bir yol olarak ortaya çıkmaktadır. Saldırganlık görüntülerini seyreden çocuklarda saldırgan davranışların arttığı bilinen bir gerçektir.

image">image

e. Özdeşleşme

Çocukların sosyalleşmesinde temel bir süreç de özdeşleşmedir. Özdeşleşme, bireyin kendisini bir başkasıyla bir tutması, arada bir ayniyet görmesidir. Buna bağlı olarak da onun davranışlarını taklit etmesidir. Buna göre özdeşleşme, anne babalar ve diğer örneklerle hem doğrudan hem görerek yaşanan yaşantıların bir sonucu olarak yeni davranışların edinildiği bir süreçtir. Çocuklar, çevrelerindeki önemli insanları örnek alarak toplumda erişkinlerden beklenen tutum ve davranışları edinirler. Çocuklar büyüdükçe anne babalarınkine benzer birçok tutum ve davranış örüntüsü edinirler. Bir çocuk ile ana baba arasında yürüme tarzı, jestler ve ses bükümü gibi özelliklerdeki benzerlik bazen şaşırtıcı boyutlarda kendisini gösterir. Özdeşleşmeyi bir tür öğrenme olarak görmek mümkündür. Bir modeli esas alarak onun özelliklerini taklit etmek öğrenmedir. Fakat özdeşleşme hiçbir zaman bütün halinde olmaz. Çocuk ana babasının bazı özelliklerini kapmaya daha müsaittir, bazılarını ise hiç almayabilir. Ayrıca bazı özelliklerin kavranması ve taklit edilmesi başkalarından daha kolay olabilir. Meselâ, çocuk babasının jest ve mimiklerini kolayca kavrayabildiği halde onun iç ruhsal durumlarını bazen hiç anlayamaz.

image">image

@Alshain

Bebek gelişim basamakları oto gelişim gibi alt katogorilere ayrılabilir

Gelişim dönemi özellikleri genellikle oto gibi değişimdir


Bebeklerin gelişim süreci çok hızlıdır 3 , 4 yaşına kadar günden güne hızla büyürler .